Civcivim :)
Mayıs 21st, 2009 Posted 23:28
Bebişim doğalı 4 ay 26 gün oldu…


Posted in Elif Beren
Mayıs 21st, 2009 Posted 23:28
Bebişim doğalı 4 ay 26 gün oldu…


Posted in Elif Beren
Mayıs 15th, 2009 Posted 21:33
…………………………………………………………….Kardeşim’e,Bebeğim’e…
Bebeğim açıyorsun kanatlarını, ilk uçuşun yuvadan. Yazdığım harfler, denk düşmez gözyaşıma. İlk doğduğun günü, ilk ağlayışını ve ilk attığın gülücüğü dün gibi hatırlıyorum. Daha sen doğmadan Yaradan’a yalvardım; kardeşim erkek olsun, diye. Seni o kadar çok istiyordum ki. Anamın rahminden, açmadan gözlerini dünyaya, oynayacağın misketlerin hazırdı. Sonra bir gün babam geldi, biz bacımla oyun oynarken. Bebeğimiz geldi dünyaya, dedi. Hastaneye yaşımız küçük diye almadılar, anacığım pencereden gösterdi seni bize. Ağladık. Sen benim bebeğimdin, oyuncağımdın. Seni yastığın üstüne boylu boyunca yatırır, ayağımda sallardım. Küçük bir yastık kadar boyun, portakal kadar kafacığın vardı. Doğduğunda sapsarı saçların, boncuk gibi gözlerin vardı. Sürekli ağlardın, hatta o kadar çok ağlardın ki, kesilirdi nefesin. Seni ağlatmamak için yapmadığımız maskaralık kalmazdı. Hiç ağlama bundan sonra bebeğim emi.
Sen doğduğunda ben dokuz, bacım yedi yaşındaydı. Ah bebeğim o kadar çabuk büyüdün ki. Seni o zamanlar bol bol öperdik. Şimdi öptürmüyorsun kendini, kızlara saklıyorsun yanacıklarını. Bir bilsen seni öperken, içimize çekiyoruz kokunu. Sen bizim en özel parçamızsın.
Anamızın ölümünü gözlerinle gördüğünde beş yaşındaydın daha. Ama o gün yaşlandın sen de bizle birlikte. Sen bize anamızın emanetiydin artık. Sadece ablaların değil iki küçük annen olduk ondan sonra. Yemek dahi yapmasını bilmeyen anneler. Yemek yapamadığımız için başlarda bebeğim, çaya bisküvi batırır öyle doyururduk seni, kendimizi. Beraber aştık her zorluğu. Öğrendik zamanla ev kadınlığını. Allah’tan babacığımız hep yanımızdaydı, her şeyi o öğretti bize.
Hiçbir zaman bebeğim tam bir çocuk olmadın. Biz seni yanımızdan ayırmadığımızdan, ablalardan ağabeylerden biri olmuştun arkadaşımız gibi.
Ben okulda, bacı okulda, baba işte. Bir yıl babamla işe gittin geldin bebeğim. Sonra da okul sıralarına sen de geldin yanımıza. Bak şimdi üniversiteli oldun. Büyüdün koca adam oldun da kanatlarını açtın uçuyorsun. Her zaman bizim bebeğimiz kal emi. Bizi hiç unutma. Üç kardeş odamıza girip, sabahlara kadar yaptığımız sohbetleri, bize ilk kız arkadaşını anlatışını, sırlarımızı paylaştığımızı sakın unutma. Aslında yuvadan ilk uçan bendim. Nasıl koptum sizden bilemezsiniz. Dinmedi gözyaşım bebeğim. Hep odamızı düşünüyorum, babacığımı ve sizleri. Zor be bebeğim uçmak. Sen de öğreneceksin. Yorganın altına girip, belki de ağlayacaksın bebeğim. Hiç ağlama. Bizler hayata, çevreye inat büyüdük be bebeğim. Okuyamazsınız diyenlere kanıt bak hepimiz okulluyuz. Arkası da gelecek eminim.
Bizim ailemiz özel bebeğim. Biz sadece dört kişilik bir dünya kurduk kendimize. Babacığımız ne der hep:
-‘ Bize bizden başka dost yok’
Dünya kahpelerle dolu bebeğim. Yüreğini dinle her zaman. Senin o pırıl pırıl yüreğin tek yoldaşın olsun. Her zaman dinle ve gözle önce. Sonra gir, içlerine. Yanlış ta yapsan bir gün bebeğim, biz her zaman yanındayız sakın unutma. Ama geldiğin yeri ve yaşadıklarını da yüreğinin bir köşesinde sakla. Onlar senin ömrün boyunca çıkarmayacağın küpelerin. Şimdi git okuluna bebeğim. Yeni arkadaşlar, yeni dünyalar, yeni aşklar keşfet. Bizim hep yanında olduğumuzu da hisset. Ruhumuzu, yüreklerimizi sana veriyoruz, yoldaş olarak. Attığın her adımda yanında olacağız. Rahat uyu bebeğim yeni yatağında. Allah zihin açıklığı versin bebeğim. Allah’ıma emanet ol. Seni her zaman korusun. Sağ salim bize geri versin. Bebeğim seni çok ama çok seviyoruz. Yolun açık, yarınlar umudun olsun…
15.09.2006/Cuma/01:00
Posted in An(la)mak...
Nisan 3rd, 2009 Posted 13:40
Mevsimi yoktu rüyanın
Dünü kayıptı
Bir orman içinde
Öğütmüştü zamanı
Çölde bir bedevi çadırında
Aşkın serabı…
Yarım kalmışlığın getirdiği
Dağda bir eşkıyanın elinde
Namlunun ucundaki mermi…
Hedefi ıskalayan
İmkansızlıktı bulanan
Bir kalıp sabuna…
Islak bir elle
Yetişmezdi sabaha
Paklanmaya
Konu olmuştu
Şiirden insanlara
Satır aralarına
Boş sayfalara
Çekilen acı kaleme
Mürekkepten damla
Notası yoktu…
Kırık seslerle söylenen
Fısıltıydı kulaklarda
Zamansızdı ya,
Sözü de yoktu
Fırçaydı tuval üzerinde
Boyası noksan
Fotoğraftı bir albümde
Rengi solmuş
Ucu yanmış
Parmağından sızan ise
Bir damla kan
O da,
Kıymığı batmış bir gecenin hatırası
Bir Bilinenli,
Bir Bilinmeyenli
Denklemin
Sonuçsuz Hikayesi
Esra ERDOĞDU
Posted in Şiirlerim
Mart 31st, 2009 Posted 21:22
…geçitler başlıyor bir taşın önünde
guslü gözyaşı mı ne, tuzdan tortusu eteklerde…
anlamsızlığın anlam kılındığı secdeler
hey hat şair, duy sesimi, der…
Yanmanın ezgisi var mı dense; hasretlik, derdi şarkılar. Kara bağlar aşk, unutulmuşluk kokuları sürerek.
Gebedir yağmur perileri, ormanın derinlerinde. Kıvranır sancıları… Şarabın ekşiliğine, yılların esrikliği katılır aroma niyetine. Yine de bekler, acıyı bile bile.
Yeknesak bir düzen de, düzgün olmayan tek şey(dir) , aşk olmak. Milyonlarca tasviri vardır, (yemek) kitapları arasına sıkıştırılan. Her keseye, ayrı bir tarif. Bazen de denenmiş tarifler, kitaplar da.
…küçük bir kız, yıldız kırpar
hece ölçüsü fütursuzluğunda
şeridi kaybolmuş yollar serper
sıcaktır buz dağı, örümcek ağı hamaklarda
…esriktir esrik kalır, dil sürçer
hanımdır kisvesi, hanım hanımcık…
Dumanı üstünde… bacasızdır aşk.
Bazen bir vals adımıyla gidilir yollarda. Bazense roman müziği eşliğinde gelincik dansını yapar tek başına, toprağın içinde. Güneş hiç gülmez güne bakanlara… Hep gecedir aşk. Bitmeyecek gecelerin harmanında…
Esra ERDOĞDU
Posted in An(la)mak...
Mart 31st, 2009 Posted 17:17
Kızımın bu gün çektiğim fotoğrafları…
Bu arada nazar mevzuuna gelince (bir önceki yayınladığım da yapılan yorumlar), şuan için sitemi fazla bilen yok. Aile ve bir kaç yakın arkadaş dışında. Sizlere kolaylık olsun kopyalarken
Yakında kaldıracağım bebişimin fotolarını…






Posted in Elif Beren
Mart 20th, 2009 Posted 20:24
Elif Beren
26.12.2008



Posted in Elif Beren
Şubat 23rd, 2009 Posted 23:21
Bazen bir hikâye düşer gözlerime, erinmelerim arasında gel git lerde. Fi tarihinden kalmış çınarlara konu olan cinsten. Dallarında, boy veren salıncakların salladığı, küçük kızlar ve erke
kler hakkında… Ne bebeyken dinlediğim masallar tadında tatlı, ne de inandığım masallar kadar acı. Hep iki arada bir derede.
Bana yabancı gelen şarkılar eşliğinde söylediğim, hiç bilmediğim lisanda konuşan, türküler sanki yüreğimden kopup gelen satırlarıma. Hep karmaşa hâkim üç öğün yediğim, çeşnisi bol happaklara… Saçtığım kokularda bile bir melankoli hâkim, kandırıkçı sevinçlerimin arasına sıkıştırdığım.
Sınav bu hayat. Yazılıdan kopya çekmeye kalkıştığım ama elime yüzüme bulaştırıp sınıfta kaldığım… Yok, sevmelerin adı, yok yaşanılanların tatminkâr bir tadı. Hep boyalı şekerler gibi dilinizin üstünde, erirken bulaşan dudaklarımıza… Sahte mi sahte. Sakarinli.
Gözlerimi kapıyorum, detaylara dalıyorum, pikseller kaplıyor ekranımı. Renklerim birbirine giriyor. Anılar amorf kalıyor kendi sanalımda.
Bu aralar hep aynı şarkıyı dinliyorum yazarken: Lara Fabian-Je T’Aime. Buruk mu buruk işte bende bıraktığı… Küsmüşüm, kime küsmüşüm, adını koyamıyorum bir türlü, o da amorf.
Yine güncelerimle baş başa kalmışım… Vefakâr dinleyicim ve zaman zaman satırlarında kendimi kaybettiğim, sonrada geri dönüp sulu sepkenlerle alıp, yapraksız ağaçlarıma astığım…
Yine cümlelerim yarım, yine sayfalarım karalı. Yansımalar bir çırpınış, aynalarımda…
Esra Erdoğdu
Tags: Yeni etiket ekle
Posted in An(la)mak...